| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

HABER29

3 "hasta" etiketi kullanan gönderi "hasta" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Balık yağı şişmanlatmıyor

balık yağı Anneler çocuklarını büyütürken, özellikle beslenmeleri konusunda soru işaretleriyle karşılaşıyor. Anneler en çok şu 4 soruyu soruyor:

" Balık yağı şişmanlatır mı?
" Vitamin vermek şişmanlığa neden olur mu?
  

Bu soruları Acıbadem Kadıköy Hastanesi Büyüme ve İştah Bozuklukları Merkezi'nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Benal Büyükgebiz yanıtladı:

Bir Ölçek Balık Yağı, İki Kaşık Balın Kalorisine Eşit

Balık yağının önemi içerdiği omega-3 yağ asitleridir. Bunlar "docosahexaenoic asit" (DHA) ve "eicosapentaeonic asit"tir (EPA). Balık yağı iki şekilde elde edilir: Balık ve balık karaciğeri

Özellikle karaciğerden elde edilen balık yağı bir miktar E, A ve D vitamini içerebilir.  Her ikisinin de kokusu nedeniyle alımı zordur. Bu nedenle sentetik DHA ve deniz bitkilerinden elde edilen DHA kullanımı söz konusu olmaktadır.

Balık yağı bir miktar enerji içerir. Ancak bu çocuğa kilo aldıracak düzeyde değildir. Örneğin bir ölçeği iki tatlı kaşığı bal kadar enerji içerir.

Bazı çalışmalarda balık yağının çocuklardaki anksiyete ve depresyonu da hafiflettiği iddia edilmektedir. Bu durum çocuğun iştahsızlık olarak algılanan ve yaşanan "yemek yeme konusundaki tepkisi"ni de olumlu etkileyebilir. Bir süre çocuk daha iyi yiyebilir. Ancak bu değişim, balık yağının iştahı açtığını ispatlamaz. Ayrıca bu etki her çocukta da fark edilir düzeyde gelişmez. İspatlanmış ve her çocuk için söz konusu olabilecek bir güvenilirliği yoktur. Bütün bu nedenlerle "balık yağı çocukları şişmanlatır" diye genelleme yapılması imkansızdır.

Çocuk sağlığı ve beslenmesiyle ilgili uluslararası komisyonlar ve kurumların önerdikleri rutin ve kanıta dayalı olarak ispatlanmış önerileri arasında "rutin balık yağı" takviyesi yer almamaktadır.
  
Önerilen ve daha sağlıklı olan besin öğesi ihtiyaçlarının doğal beslenme ile karşılanmasıdır. Bu nedenle Omega-3 yağ asitleri, ihtiyaçlarının da başta balık olmak üzere doğal besinlerle karşılanması yeterlidir. 

Yeşil yapraklı bitkiler, deniz yosunları, deniz börülcesi, ceviz, keten tohumu, kabak çekirdeği, soya fasulyesi, kuru fasulyede de Omega-3 yağ asitleri bulunur.

İştah Açıcı Şurubu Doktor Vermeli

İştahsızlık çok göreceli bir değerlendirmedir. Çoğunlukla anneler istedikleri kadar veya uygun gördükleri besinlerden yemeyen çocuklarını iştahsız olarak değerlendirirler.  Bebeğin boy ve kilosu normal sınırlarda sürekli ve düzenli olarak artıyorsa, bu ilaçların kullanılmasına gerek yoktur.  Ancak bebek veye çocukta iştahsızlık olarak belirlenen sorun, "yemek yemeği reddetmek" ise ve çocuk yemek yemeğe tepki geliştirmiş ise, kısa bir süre söz konusu direnci kırmada yardımcı olması amacıyla kullanılması söz konusu olabilir. Buna hekim karar vermelidir.  Zaten tüm tıp literatüründe iştahı artırdığı bilinen ilaçlar çok az sayıdadır.

Genellikle alerji ilaçları iştahı da artırırlar. Ancak rutin ve yaygın bir uygulama olarak her çocukta kullanılmaları söz konusu değildir. Ayrıca beslenme sorununun düzelmesinde tek başına yeterli de olmazlar. Bu süre içinde "anne-çocuk-beslenme-yemek yeme ilişkisi" de düzenlenmelidir. Anne-babanın da ilacın etkisini, uygun davranış modelleri ile desteklemesi gerekir. 

Vitaminler İştah Açmıyor, Kilo Da Aldırmıyor

Yaygın olarak sanıldığının aksine vitaminler iştah açmaz. Bu nedenle de kilo aldırmaz. Amerikan Pediatri Akademisi başta olmak üzere pek çok uluslararası beslenme komisyonu bir yaşından sonra rutin vitamin takviyesini önermemektedir. Çocuğun beslenme hikayesi detaylı olarak değerlendirilmeli ve ihtiyaç duyulursa vitamin desteği yapılmalıdır. Suda eriyen vitaminler idrarla atılır. Yağda eriyen vitaminler ise diyetteki yağ ve vücudun depolarının ihtiyaçları doğrultusunda emilir. Ağızdan kullanılan vitaminlerde bu nedenle toksisite görülmez. İşte bu nedenlerle yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak genel olarak vitaminler çok yaygın kullanılır.

Kanser hastaları

Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Şeref Özer, her geçen gün görülme sıklığı artan kanserin, hastalar üzerinde psikolojik etkisinin ağır ruhsal problemlere yol açabileceğini belirterek, “Kanser hastalarının yüzde 47'sinde değişik düzeyde ruhsal bozukluklar görülmektedir. Depresyonun kanser hastalarında görülme oranı yüzde 5-60 arasındadır. Hastaların yüzde 19'unda travma sonrası stres bozukluğu saptanmıştır” dedi.

Özer, 4 Şubat Dünya Kanser günü nedeniyle yaptığı açıklamada, kanserin tüm dünyada görülme sıklığının arttığını belirterek, tedavi sürecinin ağır ve uzun sürdüğü için hastaların psikolojik destek almalarının ruh sağlığının
kanser hastaları
korunmasında önemli olduğunu vurguladı.

Kanserin, kişinin ruhsal ve sosyal yaşamında olumsuz etkilere yol açabildiğini belirten Özer, genellikle tedavide psikolojik yönün ihmal edildiğini ifade etti. Özer, “Sağlık Bakanlığınca 2007'de yayımlanan Türkiye'de Kanser Kontrolü raporunda bile kanserin psikososyal sonuçları ile ilgili bir tek bölüm bulunmaması bu önemli alanın ne denli ihmal edildiğini göstermektedir” eleştirisinde bulundu.         

Kanserde, biyolojik tedavinin yanı sıra psiko-onkolojinin hastanın yaşam süresinin uzatılmasında çok önemli olduğunu dile getiren Özer, “Kanser, sadece hastalığa yakalanan kişiyi değil ailesini ve yakınlarını da etkileyen bir durumdur ve mücadele yaklaşımı ona göre geliştirilmelidir” diye konuştu.

KALP VE ŞEKER HASTALARI DİKKAT



ERCİYES Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Abdurrahman Oğuzhan, Kurban Bayramı'nda et ve şeker tüketiminin arttığını hatırlatarak şeker, kalp damar, tansiyon hastalarını uyardı. Prof.Dr. Oğuzhan, “Şeker, tansiyon, kalp damar hastaları, sağlıkları için ısrarlı ikramları geri çevirmesini bilsinler” dedi.

Prof. Dr. Abdurrahman Oğuzhan, yaklaşan Kurban Bayramı öncesi şeker ve et tüketimi konusunda önerilerde bulundu. Bayramda herkesin et ve şeker tüketimine dikkat etmesini özellikle de şeker, kalp damar ve tansiyon hastalarının daha titiz davranmasını öneren Prof.Dr. Abdurrahman Oğuzhan, şöyle dedi:

“Kırmızı etin yağlı tarafının fazla miktarda tüketiminden kaçınılmalı. Kırmızı et, yağsız yerinden haşlama olarak tercih edilmeli. Fazla miktarda sucuk içi tüketiminden de kaçınılmalı. Aksi durumda yağlı kırmızı etle yapılan kavurmaların çok miktarda tüketimi kolesterolün yükselmesine neden olmakta, şeker, kalp damar ve tansiyon hastaları için ciddi sağlık riski doğurmaktadır. Biz bu tür hastalara kurban eti tüketmesin demiyoruz. Yağsız yerinden haşlama olarak az miktarda yesinler. Şeker, tansiyon, kalp damar hastasının çok sayıda evde aynı ikramla karşılaştığı düşünüldüğünde, sonuç hüsran demektir. Hastalara önerimiz; sağlıkları için ısrarlı ikramları geri çevirmesini bilsinler, gerekirse ısrarı yapan kişiyi kibarca üzsünler.”

Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Abdurrahman Oğuzhan, kurbanlık hayvanın kesimi konusunda da şeker, kalp damar ve tansiyon grubu hastalara uyarılarını sürdürdü. Prof.Dr. Oğuzhan, özellikle, büyükbaş kurbanlıkların kesiminin zor olduğunu ve büyük efor gerektirdiğini hatırlatırken, “Kişi şeker, kalp- damar ya da tansiyon hastası, hem de aşırı heyecanlı ise, kurbanı kendisi kesmemeli. Çünkü bu durumda çok heyecanlanacak, kalbini çok zorlayacaktır. Bu kişilerin kesim sırasında kriz geçirmemesi için kurbanlarını başkasına kestirmeleri gereki” diye konuştu.

Prof.Dr. Abdurrahman Oğuzhan, halk arasında koyun etinin sığır etine oranla daha yağlı ve vücuda daha zararlı olduğu anlayışının hakim olduğunu hatırlattı. Prof.Dr. Oğuzhan, koyunların sığır gibi hayvanlara göre daha doğal beslendiğini bu nedenle besin değerinin daha yüksek olduğunu bildirirken “Fakat koyun eti tüketirken de yine yağsız yerinden, haşlama olarak tüketmeye dikkat etmek gerekir” diye ekledi
.